gözüme kaçan toz değilmiş

Üniversiteye gidinceye kadar hiç bozkır görmedim.Bozkır benim için romanlarda geçen korkutucu bir yerdir . Nedense, iki yer beni korkutur; bozkır ya da çöl ve kutuplar…Hep bir toz duman içinde,sarhoş edici,kısık gözlerle etrafa şaşkın şaşkın bakan insan ruhlarının mekanları gibi gelir bana. Bir de zamanın hiç geçmediğini düşündürtür insana.Aslında zaman geçiyordur tabii,yalnızca o toz duman ve sarhoşluk halinde insan bir türlü fakına varamaz.Vardığında da çok geç olur.Nitekim,kendi gözümle gördükten sonra da aynı şeyleri hissettim.Bozkır insanlar için değil.İnsanlar yemyeşil alanlara ait.
Modern hayatımızın önemli parçası olan televizyonu iyi takip ederim. Rahat rahat seyredebiliyordum,bir süre öncesine kadar.Şimdi pek öyle denilemez.Hep bir şeyler kaçıyormuş gibi gözlerime.Gözümü ovuşturup da çıkanları anlatmak istiyorum aslında.
Bir milletvekili derdini ateşli bir biçimde anlatmaya çalışıyor.Bundan hoşlanmayan meclis amiri de ite kaka kürsüden aldırıyor onu. O zaman seçtiğimiz temsilcilerin hiçbir anlamı yok.Gidip oy vermenin de bir anlamı yok.Nasıl olsa konuşamayacaklar,hatta dayak yiyecekler.Hadi bu tartaklanan vekilin arkasında bir parti var.Ya bağımsız olanlar ne yapacak?Kendilerini kürsüye mi bağlayacak? Yoksa yakın dövüş eğitimi mi alacaklar? Belki de kendilerini elektrikli coplarla korumaları gerekecek!Ya da moda olan biber gazı ile?!Demokrasi ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir kez daha gözüme kaçıyor.
Ülkeyi korumakla en üst seviyede görevlendirilmiş birinin terör örgütü lideri olduğunu öğreniyoruz. Nerdeyse 800 bin kişi emri altındayken o başka bir örgüt kurmayı uygun görmüş! Komplo kurmanın da bir adabı vardır.Ama bu adap bile yok ülkemizde. Adabı olmayanların edepsiz olduğu da gözüme kaçıyor.
Bir santral kurma yarışıdır gidiyor.Neredeyse evimizin yanında ki dereye bile santral kuracaklar.Yıllar önce de Karadenizin her yanına balık fabrikaları kurdular,sonuç;balıksız bir deniz.Biri bana bu santral kurma olayının verimliliğini anlatsın.Desin ki; bir dereye neredeyse üç tane kurmaya çalışmamızın nedeni rant değildir.Verimli tarım alanlarına yapmamızın nedeni rant değildir.Hadi kurduk diyelim; bu barajlar ne zaman kullanıma geçecektir.Yoksa onları da sekenlerde yapıldığı gibi zamanından önce kullanıma açıp çatlak baraj duvarlarıyla atıl bir hale mi getireceksiniz? Gözüme bir kez daha sel suyu kaçıyor.
Bayramları severim.Çocukluğumda bütün bayramlarda görev almışımdır.Hatta şarkı bile söylemişliğim var –ağzımı oynatmadım,Oya yalan söylüyor-.Devrim ve bağımsızlık savaşı ile kurulmuş ülkelerin bayramları diğer ülkelere göre hem sayıca daha fazladır hem de daha görkemli geçer.Ülkemizde bir bayram kıskançlığı başladı.Birileri bayramlarımızı kıskanıyor;içeriği boşaltılıyor,alanı daraltılıyor hatta başka şeylerle üstü kapatılmaya,unutturulmaya çalışılıyor. 19 Mayısa karşı Fetih,23 Nisana karşı kutlu doğum haftası-nasıl haftaysa,neredeyse bir ay sürüyor etkinlikler-.Son olarak da 29 ekime karşı başka bir garabetlik çıkarttılar:padişah boku kutluyoruz. Hep örnek verilen bir ülkeden ben de örnek vereceğim:Amerikada bağımsızlık kutlamalarını kısıtlayalım diyen birine ne yapacaklarını çok merak ediyorum?! Avrupalılar garipsiyormuş diye duydum. Nereden bilsin onlar statlarda çiçek gibi açan gençlerin coşkunluğunu,neşesini, onları seyreden ailelerinin gururunu…Diyelim ki statlarda olmasın,meydan mı bıraktınız ülkede! AVMlerle doldu bütün meydanlar.Gözüme bir kez daha sekiz yaşımın bayramları kaçıyor.
Nerede suç ve karşılığında ceza varsa orada adalet yoktur.Bu cümle suç ve cezanın göreceli olduğunu söyler.Egemen olanın değişmesi ile bu kavramların niteliği de değişir.Ama genel geçer bazı şeyler vardır ki asla değişmezler;insan hayatının kutsallığı,çocukların korunması,kendini savunma garantisi gibi. Bakıyorum da bu asgari kavramlarda bile artık bir tutarlılık kalmamıştır. İnsanlar yıllarca içeride tutuklu kalıyor,davalar yıllarca sürüyor,çocuklar öğretmen istedikleri için kovuşturmaya uğruyor,kendini savunmakla görevli avukatlarla bile görüştürülmüyor,hatta bazen neden ötürü suçlandığını bile anlayamıyor.Hukukun bu kadar ayaklar altına alındığı bir ülkede,doğaldır ki, insanlar kendi adaletlerini sağlamakla uğraşıyorlar. Karılarını, kocalarını, kardeşlerini, çocuklarını,babalarını,annelerini öldürüyor ya da yaralıyorlar. Adaletin bu mu dünya soruna evet bu –en azından benim adaletim bu- diye yanıt veriyorlar.Bir kez daha hakimin tokmağı gözüme kaçıyor.
Bu ülke bir bozkır; toz duman,göz gözü görmez halde ve bu hengamede sarhoş olmuş bir toplumu içinde barındıran kocaman bir bozkır.Biliyorum ki, bozkırlar haramilerin ve eşkiyaların yeridir.Bu kez gözüme kaçanın kendi kanım olmasından korkuyorum.
Modern hayatımızın önemli parçası olan televizyonu iyi takip ederim. Rahat rahat seyredebiliyordum,bir süre öncesine kadar.Şimdi pek öyle denilemez.Hep bir şeyler kaçıyormuş gibi gözlerime.Gözümü ovuşturup da çıkanları anlatmak istiyorum aslında.
Bir milletvekili derdini ateşli bir biçimde anlatmaya çalışıyor.Bundan hoşlanmayan meclis amiri de ite kaka kürsüden aldırıyor onu. O zaman seçtiğimiz temsilcilerin hiçbir anlamı yok.Gidip oy vermenin de bir anlamı yok.Nasıl olsa konuşamayacaklar,hatta dayak yiyecekler.Hadi bu tartaklanan vekilin arkasında bir parti var.Ya bağımsız olanlar ne yapacak?Kendilerini kürsüye mi bağlayacak? Yoksa yakın dövüş eğitimi mi alacaklar? Belki de kendilerini elektrikli coplarla korumaları gerekecek!Ya da moda olan biber gazı ile?!Demokrasi ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir kez daha gözüme kaçıyor.
Ülkeyi korumakla en üst seviyede görevlendirilmiş birinin terör örgütü lideri olduğunu öğreniyoruz. Nerdeyse 800 bin kişi emri altındayken o başka bir örgüt kurmayı uygun görmüş! Komplo kurmanın da bir adabı vardır.Ama bu adap bile yok ülkemizde. Adabı olmayanların edepsiz olduğu da gözüme kaçıyor.
Bir santral kurma yarışıdır gidiyor.Neredeyse evimizin yanında ki dereye bile santral kuracaklar.Yıllar önce de Karadenizin her yanına balık fabrikaları kurdular,sonuç;balıksız bir deniz.Biri bana bu santral kurma olayının verimliliğini anlatsın.Desin ki; bir dereye neredeyse üç tane kurmaya çalışmamızın nedeni rant değildir.Verimli tarım alanlarına yapmamızın nedeni rant değildir.Hadi kurduk diyelim; bu barajlar ne zaman kullanıma geçecektir.Yoksa onları da sekenlerde yapıldığı gibi zamanından önce kullanıma açıp çatlak baraj duvarlarıyla atıl bir hale mi getireceksiniz? Gözüme bir kez daha sel suyu kaçıyor.
Bayramları severim.Çocukluğumda bütün bayramlarda görev almışımdır.Hatta şarkı bile söylemişliğim var –ağzımı oynatmadım,Oya yalan söylüyor-.Devrim ve bağımsızlık savaşı ile kurulmuş ülkelerin bayramları diğer ülkelere göre hem sayıca daha fazladır hem de daha görkemli geçer.Ülkemizde bir bayram kıskançlığı başladı.Birileri bayramlarımızı kıskanıyor;içeriği boşaltılıyor,alanı daraltılıyor hatta başka şeylerle üstü kapatılmaya,unutturulmaya çalışılıyor. 19 Mayısa karşı Fetih,23 Nisana karşı kutlu doğum haftası-nasıl haftaysa,neredeyse bir ay sürüyor etkinlikler-.Son olarak da 29 ekime karşı başka bir garabetlik çıkarttılar:padişah boku kutluyoruz. Hep örnek verilen bir ülkeden ben de örnek vereceğim:Amerikada bağımsızlık kutlamalarını kısıtlayalım diyen birine ne yapacaklarını çok merak ediyorum?! Avrupalılar garipsiyormuş diye duydum. Nereden bilsin onlar statlarda çiçek gibi açan gençlerin coşkunluğunu,neşesini, onları seyreden ailelerinin gururunu…Diyelim ki statlarda olmasın,meydan mı bıraktınız ülkede! AVMlerle doldu bütün meydanlar.Gözüme bir kez daha sekiz yaşımın bayramları kaçıyor.
Nerede suç ve karşılığında ceza varsa orada adalet yoktur.Bu cümle suç ve cezanın göreceli olduğunu söyler.Egemen olanın değişmesi ile bu kavramların niteliği de değişir.Ama genel geçer bazı şeyler vardır ki asla değişmezler;insan hayatının kutsallığı,çocukların korunması,kendini savunma garantisi gibi. Bakıyorum da bu asgari kavramlarda bile artık bir tutarlılık kalmamıştır. İnsanlar yıllarca içeride tutuklu kalıyor,davalar yıllarca sürüyor,çocuklar öğretmen istedikleri için kovuşturmaya uğruyor,kendini savunmakla görevli avukatlarla bile görüştürülmüyor,hatta bazen neden ötürü suçlandığını bile anlayamıyor.Hukukun bu kadar ayaklar altına alındığı bir ülkede,doğaldır ki, insanlar kendi adaletlerini sağlamakla uğraşıyorlar. Karılarını, kocalarını, kardeşlerini, çocuklarını,babalarını,annelerini öldürüyor ya da yaralıyorlar. Adaletin bu mu dünya soruna evet bu –en azından benim adaletim bu- diye yanıt veriyorlar.Bir kez daha hakimin tokmağı gözüme kaçıyor.
Bu ülke bir bozkır; toz duman,göz gözü görmez halde ve bu hengamede sarhoş olmuş bir toplumu içinde barındıran kocaman bir bozkır.Biliyorum ki, bozkırlar haramilerin ve eşkiyaların yeridir.Bu kez gözüme kaçanın kendi kanım olmasından korkuyorum.
yorumlar

penguen (1 Şubat 2012, Çarşamba 20:19)
diline..düşüncelerine sağlık!

dersu uzala (1 Şubat 2012, Çarşamba 22:07)
teşekkür ederim

heiron (31 Ocak 2012, Salı 15:00)
diken diken oldum gene okurken seni.
ne güzel ifade etmişsin gene, ne kadar haklısın gene...
ne güzel ifade etmişsin gene, ne kadar haklısın gene...
dersu uzala (31 Ocak 2012, Salı 21:50)
gözüme kaçan daha çok şey var ama hepsini bir yazıda yazmak istemedim











