bekleme sanatı

 
bekleme sanatı
BEKLEME SANATI
İş icabı Varşova'ya gidip gelen bir arkadaşım hayretler içinde anlatıyordu: "Adamlar beklemekten zerre kadar sıkılmıyor. Gece dar bir yolda önlerine çıkan çöp arabasına bir kez bile korna çalmıyorlar mesela. Kimse kırmızı ışık tam yanmadan geçmiyor. Banka kuyruğunda bile sanki pikniğe gelmiş gibi güleryüzlü insanlar. Sosyalist sistemin karne düzeni sayesinde herhalde, Polonyalıların bekleme kültürü epey gelişmiş."
Bekleme kültürü... Aslında üstünde düşünmeye değer bir söz. Ama bunu daha sempatik bir sözle değiştirmek isterim müsaadenizle: "Bekleme sanatı." Ülkemizde pek sevilen yazar Alain De Botton'un kitap isimlerine benzedi biraz ama olsun.
Beklemek de kendi çapında bir sanat aslında. Bekleye bekleye bu konuda ustalaştığını anlayabiliyor insan; tıpkı bir sanatçının çalışarak kendini geliştirmesi gibi. Hele bu çok kısa olmayan bir bekleyişse, başta size ağır gelen şeyler zamanla zor olmaktan çıkıyor. Hatta ara sıra durumunuzdan zevk almaya bile başlıyorsunuz.
İster istemez ustalaşıyorsunuz bekleme sanatında. Ustanız ve öğretmeniniz hayat oluyor çünkü. Onun verdiği her ödev sizi ustalığa bir adım daha yaklaştırıyor.
"Birini beklerken etrafına daha dikkatli bakıyor insan" diyordu Songül geçenlerde; "Daha önce fark etmediği detayların farkına vanyor. Reklam panosunun yanındaki dilenci, çiçekçi kadının giydiği 'Madonna' tişörtü, dalgın dalgın yürüyen güvercinler... Bunu keşfettikten sonra her randevuma on dakika erken gitmeye başladım".
Oysa biz tez canlı bir milletiz. Hemen oluversin istiyoruz: Avrupa Birliği'ne giriverelim, dünya kupasına gidiverelim, para vurup köşeyi dönüverelim... Bunlar gerçekleşene kadar yaşanması gereken süreçler bize tahammül edilmez geliyor. Hakkında düşünmek bile istemiyoruz.
Ama beklemenin de bir güzelliği var, değil mi?
Bekleme salonunda dergi karıştırırken ya da uzaklardaki sevdiğinizi düşünürken zaman üstüne kafa yormaya başlıyorsunuz. Zaman dediğiniz şey de süpürge ya da dondurma gibi somut, elle tutulur bir şey haline geliveriyor.
Taksim meydanında bekleyen kızlara, delikanlılara bakıyorum. Bazılarının elinde bir buket çiçek... Herhalde bekledikleri çok şey vardır hayattan. Okulu bitirmeyi, doğru düzgün bir iş bulmayı, hayallerindeki sevgiliyle karşılaşmayı bekleyecekler. Beklemeyi bir sanat değil de mecburiyet gibi görürlerse eğer, hayat dediğimiz haylazla zaman dediğimiz hayta el ele verip canlarını sıkabilir.
Beklemek sanattır... Ne kadar doğru bilmiyorum ama bu söz bugün hoşuma gitti...
Hem beklemenin çeşitli halleri var: Özlemle beklemek, korkuyla beklemek, inançla beklemek, biraz sonra gelecek birini beklemek, hiç gelmeyeceğinden korktuğun birini beklemek, gelmeyeceğini bile bile beklemek...
Sonra kısa bekleyişler var, uzun bekleyişler var.
En kötüsü de çoktan gelmiş birini beklemeye devam etmektir herhalde. İşte bunu Allah kimseye vermesin derim ben
İCLAL AYDIN
sen ne dersin?
bir şeyler yazabilmek için kullanıcı girişi yapmalısın.
yorumlar
aysherose (20 Mart 2010, Cumartesi 12:13)
çoktan gelip gitmiş birini beklemek daha kötüdür bence, geleni o an görmüyor olabilirsin bu hiç bi zaman görmeyeceğin anlamına gelmez ama gelen birini görmemişsen ve beklediğin 'O' ise geldiğini farketmeden onun gitmiş olması, senin hala O'nu bekliyor olman daha bi fena sanki?
tahtanı doldur